Zihnimin Bekçisi Olmak /
Zihnimin “ben” olmadığını fark edip,
onun bekçiliğini yapmam vakit aldı.
Meditasyona başladığım ilk yıllardaki
farkındalığım, zihnimdeki diyalogların
günlük hayatımdaki sohbetlerden daha yoğun
olabildiğiydi.
Şaşırmıştı zihnim beni
ve ilk defa o günlerde
aramıza olumlu bir mesafe koyabilmiştim.
SUSMAK BİLMEYEN ZİHNİM
Sanki bir “düşünce” kaynağı vardı yer altından fışkıran,
ve zihnime dolan. İlk başlarda o kadar çok düşünce ile
ne yapacağımı bilemiyordum.
Düşünce mi zihnime giriyordu?
Ben mi düşüncenin içine dalıyordum?
Çoğu zaman bir “düşüncenin” içine ne zaman ve
nasıl daldığımı bile farkında varmadan; zihnimde yarattığım
“senaryo”yu gerçekmiş gibi
sohbetler ederek, planlar yaparak,
duyguların içinden geçerek, kararlar vererek
tüm bedenimle yaşıyordum.
Nasıl oluyordu da bir anda fiziksel boyutta
gerçekleşmemiş bir senaryonun içinde
bu kadar gerçekçi bir deneyim yaşayabiliyordum?
Gözlemledikçe yavaş yavaş farkındalığım artmaya başladı.
Zihnimin, kendi sonsuzluğu içinde kontrolün
bende olmadığı sohbetler ve planları
istemsiz –gereksiz otlar gibi- büyüten
bir tarla olduğunu fark ettim.
Zihnim, içinde sonsuz potansiyelin ve olasılığın barındığı
bu tarlada ne ekersem onu büyütüyordu.
Çoğu ektiğim tohumun farkında bile olmadan…
Tarladan ne ekim almak istersem, onu ekmek gerekir.
O mevsimin verimini sadece yan tarladan
rüzgarla tarlama taşınacak olan tohumların
doğal akışına bırakırsam, yaşamım da yan tarlanın sahibinin
hayallerinden artanlarla şekillenir.
Tarlanın sahibi olarak,
Toprağıma giren ve çıkandan sorumluyum,
Öyle ise, bir “korkuluk” gibi uyanık olmalıyım.
Tarlamı korumalıyım.
Dikkatli olmalıyım.
BEN ZİHNİM DEĞİL,
ZİHNİMİN BEKÇİSİYİM.
Artık meditasyonlarımda dikkatimi tıpkı bekçi görevi gören bir “korkuluk”
gibi zihnime giren ve çıkanlarda tutmaya başladım.
Müdahale etmeden, sadece gözlemleyen bir bekçi gibi.
Beklediğimde ve gözlemlediğimde;
düşüncelerin geldikleri gibi zihnimden
çıktıklarını fark etmeye başladım.
Şimdi sabahları ilk pratiğime oturduğumda,
tüm düşünceler akarcasına zihnime hücum etse bile,
bir süre sonra suyun tazyiki hafifliyor.
Düşüncelerin gücü ve akışı yavaşlıyor.
Gözlemlemek kolaylaşıyor.
İçine dalmadan şahitlik yapmak mümkün oluyor.
Hiç birinden kaçmadan, hiç birini itmeden, hiç birine tutunmadan…
Sadece orada durmak mümkün oluyor.
Önceleri kısa bir süre için,
Sonra gittikçe uzuyor vakit;
Ve her kopuşu fark ettiğin an,
Yeniden başlayabilir insan.
Sevgi ile,