Kadına şiddeti kınıyorum /

Artık şiddet, şiddetin de ötesinde vahşet boyutunda.

Bu konudaki farkındalığın artması adına

çalışan tüm organizasyonları kalpten destekliyorum.

Olan olaylara sessiz kalmayan kadınları; mağdur kadınların sesi

olan tüm aktivistleri kutluyorum; bu konuda yazan

uzman psikologların tespitlerini ve sundukları önerileri çok değerli buluyorum.

Ortada ciddi bir toplumsal problem varsa, ki var;

ve toplum bireylerden oluşuyorsa

Önce hepimizin bu gerçeği tüm çıplaklığıyla kabul edip,

tüm yönleriyle bilimsel olarak irdelememiz ve ülke olarak birey bazında

bilinç düzeyini yükselterek uzun vadeye yayılacak köklü bir formasyon değişikliğine gitmemiz

ve farkındalık yaratmamız şart.

Bu arada, sadece Türkiye’de değil tüm dünyada genel zihinsel ve ruhsal sağlığın

kötüye gittiğini gözlemlemek için de uzman olmaya gerek yok.

Peki bu vahşet karşısında çaresiz hissediyorsak

ve köklü değişikliği destekleyecek

küçük de olsa gelecek adına

bugünden bir şeyler yapmak istiyorsak

gerçekten ne yapabiliriz?

BUGÜN, BURADA, ŞİMDİ.

Gerçek değişime yol açabilecek aksiyonları almak nasıl mümkün?

diye soruyorum. Dönüp dolaşıp her şeyin kendimde başladığı fikrine geliyorum.

Çözüm UFAK DEV adımların gücünde gizli.

Kadın, erkek hepimiz kolları sıvayacağız.

GÖRÜNMEYEN ŞİDDETİ

TANIMAKLA BAŞLAYALIM.

Göz devirmeler, aşağılama sözcükleri, kınamalar, hakaretler, hor görmeler, ötekileştirmeler,

dışlamalar veya tamamen görmezden gelmeler şiddetin iletişimle hayatımıza giren o ilk sinsi halleri aslında.

Bu şiddet görmezden gelinince; normalleşince; buradan çığ gibi büyüyerek form değiştiriyor.

Sözcükler, kaba kuvvete dönüşüyor;

İletişim yerini şiddete bırakıyor.

O vakit, şiddetsiz iletişim mümkün mü?

Şefkatli iletişim ortamını yaratma konusunda hepimize düşen görevler olabilir mi?

AİLE İLE BAŞLAYALIM.

Evde farkında olmadan gözlemlenen, anne ve babanın ilişkisi ile çocukların şiddet hakkındaki ilk algılarını oluşturduğuna göre; önce aile ortamında şiddetsiz bir iletişim ortamı yaratabilir miyiz? Adının şiddet olduğunu bilmediğimiz, yukarıda saydığım önemsiz gibi görünen bu ortamları dönüştürmekle başlamamız nasıl mümkün? Şiddete şefkatle hayır demek mümkün mü?

BİRLİKTE BAŞLAYALIM.

Ancak başkasının değişmesini bekleyecek vaktimiz kalmadı artık. Değişim sorumluluğunu ilk önce kendimiz almazsak bu karmayı kırmanın bir yolu yok. Ufak adımlarla ve önce BİZ değişebilir miyiz? Bu hareketi beraber başlatabilir miyiz? Elbette bu konu sadece anne babayla kısıtlı değil. Halalar, amcalar, dayılar, abiler, ablalar hepimiz kolları sıvayabiliriz.

Benim önerim elbette yarınki şiddeti yok edemeyebilir. Ama kontrol edebileceğimiz, tek GARANTİ değişim bizim değişimimiz. KENDİ değişimimiz. Bu hedef çok uzun vadeli olabilir. Evet dönüşüm yavaş olabilir, ancak KESİN olur.

ÖNCE KENDİ İÇİMİZDE.

ÖNCE KENDİ YUVAMIZDA.

Evet önce KENDİMİZİ değiştireceğiz.

İsyanınızı duyuyorum; ama inanın nefrete nefretle cevap verdiğimiz hiç bir konu dünyada barışçıl bir şekilde çözülmedi.

Hayatımızda sevgiye, şefkate, merhamete, yardımlaşmaya daha çok alan açmak için yeni yollar aramak; ve barışçıl bir şekilde savaşmak mümkün. Ben merkezciliğe savaş açmak. İnsanı insan olarak görmek. Sınırlara saygı duymak. Hayır demenin “hayır” demek olduğunu idrak etmek. Yapılacak çok iş var.

Benim size aktarmak istediğim bu örnekler gündelik hayatın içinde küçük ama uzun vadede büyük fark yaratabilecek değişiklikler. Gerçek değişim dev adımlarla olamıyorsa, günlük hayatımızdaki minik adımlarla, bize en yakın yerde başlıyor.

KENDİ İÇİMİZDE, KENDİ YUVAMIZDA.

BUGÜN BURADA ŞİMDİ.

Previous
Previous

Zihninizi dönüştürme yolculuğuna hazır mısınız?

Next
Next

Duygusal Kölelikte Özgürlüğe /