SAKIN DURMA, EN VERİMLİ HAYATI YAŞA!

Üretim ve tüketim üzerine kurulmuş olan dünya düzenimiz kendi enerjimizi bilinçsizce harcamamıza sebep oluyor. Ürettiklerimizden ve tükettiklerimizden sürekli bir verim alma cabası içindeyiz. En verimli hasat, en verimli proje, en verimli toplantı, en verimli tatil, en verimli spor antrenmanı, en verimli terapi seansı, en verimli arkadaş buluşması, en verimli dinlenme zamanı, en verimli aile kutlaması….bu liste daha da uzayıp gider. Verimli zaman geçirmeye kafayı takmış durumdayız. VERİMLİ OLMA algısı zihnimize işlenmiş bir virüs gibi. Bakmayın böyle konuştuğuma ben de uzun yıllar aynı algı ile seçimler yaptım. Örneğin, büyük oğlumun her gününü ve saatini en verimli şekilde planladım. Sıkılmasına ve boş kalmasına hiç ama hiç izin vermedim. Tabii ki bugün bildiklerimi bilseydim çok farklı davranırdım.

ZAMANI VERİMLİ GEÇİRME HASTALIĞI

Bu hastalık her anın içindeki faydanın tamamını alma takıntısından oluşuyor sanırım. Belki de biraz kıtlık bilincinden mi acaba?  Gelecekteki kaygıları ve geçmişteki pişmanlıkları içinde yaşatıyor. Sanırım çağımız insanın zihninin kodlanma biçiminden ortaya çıkan kolektif bir algı bu. Bekleme sıralarında ilgi duyduğum bir makaleyi okumak, geç kalan arkadaşları kafe de beklerken cevaplanması gereken e postaları cevaplamak, araba kullanırken açılması gereken telefonları açmak, yemek pişirirken ertesi gün yapacağım sunumun provasını kafada yapmak, tuvaletteki zamanı bile değerlendirmek. Tanıdık mı size?

Bir zamanlar boş durduğum, yeterince üretken ve işe yarar eylemler gerçekleştirmediğim her an, içimdeki yargıç bir anda bir canavara dönüşür ve iğne batırmış gibi beni yerimden kaldırdı. Sadece boş durmamak için yaptıklarımı hatırladığımda şunu soruyorum kendime; O an gerçekten ihtiyacım neydi?

Altından kalkamayacağım görevlerin, projelerin, yetişemeyeceğim randevuların, bir güne sığdıramadığım sorumlulukları birleşince ve hiçbir şey istediğim gibi gitmediğinde, kendime kızıyor ve stresimin artmasına sebep oluyorum. Böylece en verimli zamanı geçirmeye gayret ederken en verimsiz anları yaşıyorum. Sadece kısa bir mola verip daha az verimli olmaktan korktuğum için belki de taşıyabileceğimizden fazla karpuzu taşıyamaya kalkıp sonra da düşürüyorum.  

 

NEDEN DURAMIYORUZ?

Neden kendimize durmaya izin vermiyoruz? Neden bu suçluluk?

Tabi ki Şartlanmalarımızdan!

“İşleyen demir ışıldar” mantığı ile büyütüldük. Bu deyim özünde doğru olmakla beraber, zaman zaman makinelerin bakıma girmeye, bıçakların bileylenmeye, kasların dinlenmeye ihtiyacı olduğunu hatırlamamız gerekmektedir.  Hepimizin ara sıra bir demlenme sürecine ihtiyacı var.  Kimi zaman biriktirdiklerimizin oturması, kimi zaman yorgunluğumuzu atmak ve enerjimizi yeniden toparlamak için, kimi zaman ise geri bir adım atıp olaylara daha farklı açıdan bakacak farkındalığa gelebilmek için durma hallerimiz çok değerlidir ve verimlidir.

 DURDUĞUMUZDA FARKINDA OLMADAN ÜRETİRİZ.

Maalesef ki durma fikri hiçbir şey yapmamak olarak algılanır. Oysa durmak üretmeye alan açmaya yarar. Durduğumuzda daha yaratıcı olmaya başlarız, farklı acıları görme fırsatını yakalarız. Durduğumuzda yanlış bir şey yaptığımızı sanırız ve insan olduğumuzu bazen unuturuz. Her an demir gibi dayanıklı olmamız ve yola devam edebilmemiz gerektiği ile ilgili öğrenilmiş çaresizliklerimiz bizi yönetiyor olabilir. Dayanamadığımız, mola vermek istediğimiz zamanlar içten içe suçluluk duyar mısınız? Böyle zamanlar da bizi durmaktan alıkoyan kendi iç yargıcımızın sesini duyduğumuzda ona sorabiliriz, “Durursak en kötü ne olur?”

 Bu soruya verilecek cevaplar hayli farklı olsa da hepimizin cevabının altında muhakkak bir duygu bulunur. Önce cevabımıza, sonra duygumuza bakalım. Duygumuz bizim nereye bakmamız gerektiğini söyleyen sinyaldir. O bize ihtiyacımızı, kısıtlayıcı inanç kalıbımızı gösterir. O duygumuzu şefkatle kucaklayalım.  Ardından ihtiyacımızı giderelim, inanç kalıbımızı dönüştürmek üzerine pratik yapalım.

DURMA ARZUMUZU ŞEFKATLE KUCAKLAYALIM.

Durmak bir hata değildir.

Durma ihtiyacımız varken durmamayı seçtiğimizde kendimize HAYIR demiş oluyoruz.

Kendimize hayır demek kendimizi reddetmektir.

İhtiyacımızı göremezden gelmektir.

 Bazen ise durduğumuzda gücümüzü kaybetmekten ve yeniden başlamayacağımızdan korkarız. Her şey de olduğu gibi çoğu zaman zihnimizin bize söylediği bu yalanlara inanırız. Durma ihtiyacımıza kulak vermediğimizdeyse hayat bizi bir şekilde durdurur. İyisi mi biz farkındalıkla yaşayalım ve bu ihtiyacımızı sezdiğimiz an durma eylemine geçelim. Ne dersiniz?

 Durmak derken bahsettiğim saatlerce ve günlerce durmak değil; imkânımız ve yaşamımız el verdiği süre kadar durmaya kendimize izin vermekten bahsediyorum. Gerekir ise gün içinde kendinize sadece 10 dk’lık durma hakkını verin. Yeter ki bu 10 dk’yı vicdan azabı çekmeden gerçekten prizi çekerek geçirin.  

 Size davetim gün içinde size uyan bir zaman diliminde tüm prizleri çekmektir. Ve o süre zarfında gerçekten hiçbir şey yapmayın. Hiçbir şey yapmamanın hafifletici ve özgürleştirici hissini deneyimleyin. O an kendinizi dünyanın nazik kollarına bırakın, teslim olun, o ana, o nefese.

Beklemeden aksiyona geçemeyiz, dinlenmeden iyileşemeyiz, durmadan başlayamayız.

Durmak hareketsizlik değildir. Durmak aktif bir teslimiyet halidir.

 Sevgi ile

Previous
Previous

SEVGİ ÜZERİNE I

Next
Next

“LANGUISHING”