SURDURULEBILIR DEGIŞIM MUMKUN (MU)?
Değiştirmek istediklerinizi ne kadar gerçekleştirebiliyor ve sürdürebiliyorsunuz? İster işe, ister kilo vermeye ya da yeni bir projeye, yeni bir ilişkiye, yeni bir ülkede yaşamaya, yeni fikirlere, yeni alışkanlıklar edinmeye, yeni duyguları deneyimlemeye başlamak için... Dilediğiniz kişi olmaktan ve yapmak istediklerinizden sürekli vazgeçmek istemiyorsanız, bu sefer farklı bir yaklaşım denemeye ne dersiniz?
Hayatınızı kolaylaştıran bilindik günlük rutinler, kolaylaştırıcı yol haritalarıyla farklı bir yaklaşıma merhaba demek için geç kalmadınız.
SÜRDÜREBİLİR DEĞİŞİM İÇİN MINDFUL BİR YAŞAM
Mindful bir yaşamın farkı sürücü koltuğunda oturduğunuzun farkında olmanız ve olayların tüm sorumluluğunun sizde olduğunu bilmenizdir. Bu hem güçlü hem de uyanık olmayı gerektiren bir pozisyondur. Şimdi sürdürebilir bir değişim için mindfulness’ı nasıl hayatımızda kullanacağımıza bakalım.
SÜRDÜREBİLİR DEĞİŞİM İÇİN OLANI SEV.
Kadim doğu öğretileri ortak söylem olarak bizlerin tam ve bütün olduğunu işaret ediyor. Eğer tam ve bütün olarak olduğumuz gibi yeterliysek, kendimizi değiştirme çabası niye? Tabii ki kendimiz için yeni bir vizyon belirleyerek gereken adımları atmak ya da beğenmediğimiz bir yanımızı, bir alışkanlığımızı törpülemek bizleri arzuladığımız bir değişim içerisine sokabilir. Oysa, gerçek değişim, hakiki doğamızı ve özümüzü görebilmekle, kendi özümüzün etrafını saran tüm yanılsamalarımızın farkına vararak, bu yanılsamaların bizde yarattığı etkileri bilinçli bir şekilde bertaraf ederek, kısacası özümüzle uyum içerisinde olmayan tüm unsurlarımızdan kendimizi arındırarak mümkün.
Kendimizde olanı sürekli yargıladığımızda kendi kendimize atak etmiş oluruz. Böyle bir durumda saldıran da saldırılanda biz olmuş oluyoruz. Biri size saldırdığı an ne yaparsınız? Odağınız kendinizi korumaya mı yoksa değiştirme ihtiyacınız olan mevzulara mı yönelir? Mütemadiyen kendini eleştirmek ya da eleştirilmek varlığımıza yapılan duygusal bir saldırıdan başka bir şey değildir. İsterseniz savaş meydanında olalım isterseniz bir diyalogda, sürüngen beynimiz her iki durum da da bu saldırıyı tehdit olarak algılar ve hayatta kalma mücadelesi vermesi gerektiğine inanır. Kendimizi koruma içgüdüsü aktive olur ya geri saldırırız ya da kendimizi her şeye kapatırız. Tabi ki değişime de.
Eğer sürekli birini eleştiriyorsanız, bu kişi kendinizde olsa, o kişinin kendisini kolaylıkla değiştirmesini beklemeyin. Hele sürdürülebilir bir değişiklik hiç beklemeyin. Eleştiri sadece güven ve inanç kaybına, uzun vade de motivasyon eksikliğine neden olur.
SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİŞİM İÇİN KABUL
Değişim için önce kendimizi yargılamaktansa olduğumuz gibi kabul edelim, kucaklayalım, kendimize şefkatle yanaşalım. Kabul etmek demek kendimizde hoşlanmadıklarımıza tutunmaya devam etmek demek değildir. Kendimizi acımasızca kamçılayarak hatalarımızı daha iyi anlayacağımız algısı ile kodlanmış olabiliriz. Lakin unutuyoruz ki yapıcı, kalıcı hiçbir değişiklik katı ve acımasız eleştiriler ile gerçekleşmez. Yargılayıcı bir yaklaşım içimizde sadece direnç ve acı yaratır. Direnç ise değişimin düşmanıdır.
Kendimizden beklediğimiz ya da bizden beklenilen değişim alanlarında bir direnç hissediyor ve bunun nereden geldiğini anlamıyorsak, kuvvetle muhtemel, direncin altında derinlerde duygusal düğüm olmuş bir ihtiyaç ya da katılaşmış bir inanç kalıbı vardır. Direnç ise otomatik olarak ortaya çıkan hayata kalma refleksi gibi devreye girer. Kişi durumun farkında olsa bile sebebini bilemeyebilir.
Bu gibi durumlarda size önerim kendi hayatımda an ve an uyguladığım Mindfulness pratikleridir. Çünkü Mindfulness çalışmalarının temelinde an ve an olanı olduğu gibi yargısızca görebilmek, kabul edebilmek ve şefkatle olanlara bakabilmek yatar. Mindfulness’ın iki kanadı vardır. Biri şefkat ötekisi ise farkındalık. Biri varsa diğeride muhakkak mevcuttur. Bu iki kanata sahip olduğunuzda ise içimizdeki bilgeyi daha kolay duyabiliriz. Ve hayatımızda arzu ettiğimiz değişimleri süründürebilir bir hale getiririz.
Sevgili Eckhart Tolle’nin belirttiği gibi, olanı olduğu gibi kabul etme hali belki de bizi an’a getiren en kestirme yoldur. Çünkü kabul eyleminin içinde, olana karşı direnmek yoktur. Kabul hali, bizi an’a, iç barışa ve iç huzura getirir. Ancak olana ‘evet” diyebildiğimizde geçebiliriz bu faza. Aksi halde, olanla mücadele içine girer ve acı çekmeye başlarız. Ve değişim sadece uzak bir hayal olarak kalır.
SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİŞİM İÇİN ESNEK OLMAK
Sürdürülebilir değişimler ancak ve ancak şefkatin, merhametin, sevginin, anlayışın ve affediciliğin mevcut olduğu zaman mümkün olur. Bunun için tabi ki esneklik, sabır ve emek gerekir.
Su en değişken elementlerden biridir. Farklı ısılarda formunu değiştirebilen, içine girdiği kalıba kolaylıkla uyumlanan, bulunduğu yerde kendine bir yol bularak ilerleyen bilen, iletken, esnek ve akışkan bir yapıya sahiptir. Vücudumuzun %70 si su olduğuna göre bizlerde bu özelliklere bir oranda sahibiz. Su kadar yumuşak, esnek, istikrarlı ve güçlü bir duruş sergilediğimizde hayatımızdaki değişimleri daha sürdürülebilir hale getirebiliriz.
SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİŞİM İÇİN ŞEFKAT
Esnekliği ve yumuşaklığı sağlamak için ihtiyacımız olan hayatımızdaki şefkat elementini arttırmaktır. Önce kendimize karşı yumuşamayı ve nazik olmayı öğrenmeye ihtiyacımız var. Mindfulness pratikleri ve özellikle öz şefkat meditasyonunu düzenli bir şekilde uyguladığımız sürece gerek kendimize gerek ise başkalarına karşı beslediğimiz şefkatimiz artacaktır. Böylece onların da değişiminde destekleyici rol oynamaya başlarız.
Öz şefkat meditasyonundan içselleştirdiğim bu cümleleri kendimi yargıladığımı fark ettiğimde yumuşak ve nazik bir tonla kendime tekrar ederim.
“Daha farklısını, daha iyisini, biliyor olsaydın yapardın. Yaşadıkların çok zor. Ve bu zorlanma çok insani bir durum. Bu yaşadıkların ortak insanlık halleridir”
Ve sinir sistemimin üzerinde hissettiği tehditti hafifletmiş olurum.
SÜRDÜREBİLİR DEĞİŞİM İÇİN BIRKAMAMIZ GEREKENLER
Bazen bir insan, bazen ise bir davranış, duygu veya bir düşünce yapısıdır bırakmamamız gereken, bize acı veren. Sürdürebilir bir değişim için bir başka önemli yaklaşım, yargıladıklarımızı serbest bırakmaktır. Yargılarımız bizi belli düşünce kalıplarına tutsak eden karşılanmayan ihtiyaçlarımızdır. Marshall Rosenberg’in “Şiddetsiz İletişim” adlı mindfulness öğretilerini temel alan kitabını okuduğunuzda yargılarımızı serbest bırakabilmek için önce altlarında yatan ihtiyacı anlamalı ve onu giderme hakkı kendimize izin vermemiz gerektiğini farkına varırız.
Karşımızdakini veya kendimizi serbest bırakmak derken bahsettiğim “Affetmek” tir. Çoğumuz için belki de yıllarca yapmakta zorlandığımız bir seçim olabilir affetmek. Affetmek üzerine yaptığım ve yaptırdığım çalışmalardan sonra artık biliyorum ki affetmek aslında yaşanan üzücü olayın hikayesine tutunmayı bırakmayı seçme ve kendini özgürleştirme halidir. Hikâyeye tutunmayı seven zihin yapımız bize sürekli aynı acıyı ve üzüntüyü yaşatır. Bu yaklaşım bir zaman sonra kendini tekrar eden bir alışkanlığa döner. Biz fark etmeden acıdan beslenme yatkınlığı bile bırakmak isteyeceğimiz bir alışkanlığa dönüşebilir.
Kendimizi ya da karşımızdakini affedemediğimizde bir farenin aynı tekerlekte üzerinde sürekli dönerek olduğu yerde sayarken aşırı efor harcaması, hiçbir yere varamaması gibi bizde zihnimizdeki hikayelerde dolanıp durduğumuzda sadece kendimizi duygusal olarak hırpalarız.
ACITIYOR İSE NEDEN BIRAKMIYORUZ?
Zihin güvende hissetmek ister bunun içinse bilindik olanı seçer. Bilindik olan acı verse de en azından bildiğimiz güvenli yoldur der ve oradan ilerler. Aksi halde konfor alnından çıkmamız gerekir bu da zihni çok bilinmezli bir ortama sokar. Konfor alanından çıkabilmenin formülü kendini hatalarından dolayı cezalandırmamak yani daha önce bahsettiğimiz kendine şefkatli olabilmektir.
SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİŞİM İÇİN SÜREKLİ BİR FARKINDALIK HALİ
Aldığımız besinlerden başlayarak, bedenimizin temas ettiği her şey, sohbet ettiğimiz insanlar, kendimizi maruz bıraktığımız durumlar, ortamlar, sohbetler, düşünceler, davranışlar dahil olmak üzere hayatımıza aldığımız her şey bir seçimdir ve hayatımızın akışında bir sonuç yaratır. Bu anlamda değişim için seçimlerimiz dahilinde hayatımıza aldıklarımız konusunda bilinçli bir farkındalığa varmamız önemli bir dönüm noktasıdır.
İçsel ve dışsal değişim birbirinden ayrı deneyimlenemez. İçimizde ne var ise, dışarıda onu görür, onu algılarız, onu deneyimleriz. Hayat bütüncüldür. Gece ve gündüzü ayıramadığımız gibi, iç ve dışı dünyamızı da birbirinden ayıramayız. Farkındalığımız ise hepsini kapsamaktadır.
SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİŞİM İÇİN MİNDFULNESS PRATİĞİ
Sharon Salzberg, Real Change kitabı ile ilgili yaptığı söyleşilerden birinde içimizde oluşan “kızgınlık” duygusuna vurgu yapıyor. Kızgın olduğumuz bir zamanda, dış etkenlere yönelik hislerimizle ani bir tepki vererek tüm enerjimizi yok etmek yerine, bir an için düşünerek odağımızı sadece kızgınlık hissine çevirdiğimizde, bu hissin bedenimizde yarattığı olumsuz etkileri de gözlemlediğimizde yani bir Mindfulness pratiği yaptığımızda, kızgınlık hissinin içinde birçok farklı bileşen barındırdığının da farkına varıyoruz. Belki korku, yalnızlık, yetersizlik, üzüntü, öfke ve tüm bunların neticesinde bir çaresizlik hissi…İşte bu gözlem anında, o anda, belki küçük de olsa bir aksiyon alma noktasına gelebiliyoruz ve bu aksiyon ile o anda hayatımızda gerçek bir değişim başlatmış ve yaratmış olabiliriz.
“Kalıcı değişim, dönüşüm sadece istemekle değil; istedikten sonra her koşulda sabırla yola devam etmekle mümkün olur.”
Sevgi ile kalın
An’da kalın
Raquel Habib