Öz-Şefkatin Fizyolojisi /

Kristin Neff’in “Fierce Self-Compassion”, (Korkusuzca Öz-Şefkat) isimli son kitabından sevdiğim bir alıntıyı, kendimce tercüme ederek ve özetleyerek burada sizlerle paylaşmak istiyorum.

Şöyle diyor Neff:

“Beynimiz bir tehdit algıladığında, sempatik sinir sitemimiz harekete geçer. Kortizol ve adrenalin salgılarız; bu tehditle savaşmaya; veya ondan kaçmaya; veya olduğumuz yerde donup kalmaya hazırızdır artık.

Bu sistem fiziksel bedenimize karşı dışardan gelen tehditler için oldukça İyi çalışır, ancak “Ben bir hiçim.” ya da “Bu elbisenin içinde çok kilolu görünüyor muyum acaba?” gibi düşüncelerden doğan içsel tehditlere karşı oldukça problematik olabilir.

Kendi imajımız ya da kendimiz için yarattığımız hikaye tehdit altına girdiğinde, tehlike içerden gelir. Ve kendimizi eleştirerek kendimizle savaşmaya başlarız. Zira bu yöntemle kendimizi değişime zorlayarak zayıf gördüğümüz yanlardan kurtulacağımızı umarız.

Bu olumsuz düşünceler silsilesi, bu tepkisel halimiz, kendimizi daha da değersiz hissettirmenin yanında bizi strese, kaygıya ve depresyona sürükleyerek sonuçta sağlımızı da tehdit eder hale gelir.

Bu tip tepkilerimiz için kendimizi yargılamamamız son derece önemlidir. Zira bu tepkiler temelde masum bir ihtiyaçtan doğar: Kendimizi güvende hissetme ihtiyacımızdan…

Bununla birlikte kendimizi güvende hissetmeyi öğrenebileceğimiz bir başka yol daha vardır: Tüm memelilerde var olan koruma içgüdüsü.

Biz insanlar, diğer memelilere göre ergenleşmesi en uzun zaman alan varlıklarız. Beynimizdeki prefrontal korteksin gelişmesi yaklaşık 25-30 yıl alır. Bu gelişme sürecinde, evrimsel olarak ufak ve korunmaya muhtaç çocuklarımızı güvende tutabilmek için bir “tend-and-befriend” yani “eğilimli-ve-arkadaş ol” tepkisi geliştirmişizdir. Bu tepki, ebeveynler ve çocukları arasında sosyal bir bağ kurarak onların birbirlerine yakınlaşmalarını ve bir güven hissinin yaratılmasını sağlamıştır. Bu koruma sistemi harekete geçtiğinde oksitosin (sevgi hormonu) ve endorfinler (doğal olarak kendini iyi hissetme hali) ortaya çıkar ve bu durum güvende olma hissini de artırır.

Bu “kucak aç-arkadaş ol” tepkisi her ne kadar koruma hissiyle başkalarına kucak açtığımız anda harekete geçse de, bizler bu tepkiyi kendi içimize doğru döndürebilmeyi de öğrenebilir ve kendi üzerimizde de aynı şekilde bir güven, koruma ve esenlik hissi yaratabiliriz.

Bunu yaparak hem parasempatik sistemimizi aktive edebilir (daha rahat) ve sempatik sistemimizi ise yavaşlatabiliriz (daha az gergin).

Öz şefkat fizyolojik olarak gerçekleştiği için, fiziksel olarak dokunmak da bir anlamda kendimize iyi bakmamızın, koruma içgüdümüzü kendimize doğru yöneltmemizin etkili bir yöntemidir.

Bedenimiz, fiziksel bir dokunuşa neredeyse hemen tepki verir ve kendi içimizde bir destek hissi oluşturur. Fiziksel dokunuş parasempatik sistemimize etki eder ve biz sakinleştirerek merkezimize getirir.

İnsan bedeni, “dokunma” olgusunu bir “koruma sinyali” gibi algılama üzerine tasarlanmıştır. Tıpkı ebeveynlerin, çocuklarına ilk 2 yıl dokunarak onlar üzerinde sevgi ve güven hissi yarattıkları gibi bizler de aynı yaklaşımı kendimiz için uygulayabiliriz. Örneğin tek ya da iki elinizi kalbinizin üzerine koymanız; yüzünüzü iki elinizin arasında bir bebek gibi sallamanız; kendi kendinize sarılmanız; iki elinizi göğsünüze yaslamanız ya da kendi elinizi sıkıca tutmanız, gibi fiziksel dokunuşlar öz şefkati desteklenebilecek fiziksel hareketlerdir.”

Sevgiyle kalın,

Photo by: Zaki Film

Previous
Previous

Sizi hayata hangi arzularınız bağlıyor?

Next
Next

Her zaman bize “iyi” gelenin peşinde olmakbizi gerçekten mutluluğa götürebilir mi?