Her zaman bize “iyi” gelenin peşinde olmakbizi gerçekten mutluluğa götürebilir mi?

Kendimizi her yönden iyi tanımak ve

bize iyi gelen şeyleri bilmek tabii ki önemli ve değerli.

Deniz kenarında olmak mı size iyi geliyor

yoksa dağlarda yürüyüş yapmak mı?

Hangi yemeği ya da içeceği günlük öğününüze

kattığınızda sizi mutlu ediyor, neşe, enerji veriyor?

Hangi sosyal ortamlar sizi cezbediyor?

Ancak buradaki tek tuzak

size iyi gelene olan bağımlılığınızdır.

İYİ GELENE TUTUNMAK

İYİ GELMEYENE DAVETİYE/

Oysa, her şey gibi “iyi gelen” de sonlu; sonsuz değil.

O koşul sonsuza kadar devam edemediği için;

o koşul ortadan kalktığında mutluluğunuz da

ortadan kalkabiliyor. İnsanoğlu hep bir şeyi,

diğerine tercih ediyor, ve tercihi olmadığında

şikayet başlıyor, acı çekiyor, mutsuz oluyor.

Bu perspektiften baktığımızda, insanın hayatta

kendine iyi geldiğini düşündüğü belli tercihleri arttıkça,

ve/fakat bu tercihlere sıkı sıkıya sarılarak, onlardan

ödün vermemekte ısrarcı olmaya devam ettikçe

kendini mutsuz etmesi de kaçınılmazdır.

DENGE, ESNEK OLMAKLA MÜMKÜN MÜ?

Burada en önemli tutum belki de DENGE.

Ve bir dengeyi sağlayacak diğer tutumlara da

hayatımıza alan açmak…

Örneğin, tolerans, uyum, ahenk, esneklik, sabır…

Bu tutumları içselleştirdiğimizde, hayatımızda bizi mutlu

eden koşulların ortadan kalkabileceği durumlarda bile

“duygusal dayanıklılığımız” artmış oluyor.

Bazen istemeden “hayatta yapmam”

veya “hiç sevmem” dediğimiz bir şeye

bir süre vakit geçirdikten sonra uyum

sağlayabildiğimizi de görebiliyoruz.

Burada beni yanlış anlamayın lütfen.

Sevdiklerinizi yapmayın değil söylediğim.

Ama “sevmediklerinizi” yaptıkça

hayatta sizi rahatsız ya da huzuruz eden durumlar

da zaman içinde azalacaktır ve o uyum kapasitesi

size daha huzurlu bir hayat sunacaktır.

Aslında mutlu olmak için devamlı

bir çaba içinde olmak çok yorucu.

İlla bana iyi gelenin peşinde koşmak epey yıpratıcı düşünürseniz.

Zira hayatta iyi kötü, sevimli, sevimsiz,

acı, tatlı hep bir arada.

UYUM PRATİĞİ İLE

HUZURLU OLMAYI HEDEFLEMEK /

Bazen alışkanlıklarımızın, tercihlerimizin,

meli-malı’larımızın dışına çıkarak; zihninizi şaşırtabilir

ve yapmadığımızı yapıp, sevmediğimizi sevmeye çalışarak; tolerans, uyum, ahenk,

esneklik, sabır kaslarımızı aktive edebiliriz.

Dediğim gibi bu yaklaşımı gündelik hayatınızda

pratik etmenizin, hem değişim, gelişim ve dönüşüm sürecinizde,

hem de mutluluğa bakış açınızda önemli bir

farkındalık yaratabileceğini söyleyebilirim.

Peki şimdi size desem ki:

“Yapmadığını yapın; sevmediğinizi sevin!”

Neler geliyor aklınıza bir anda?

Sadece bu örnekleri zihninizde düşünürken

bile içinizi tuhaf bir his kaplıyor mu?

İşte düşünce ve duygular yine devrede…

Hadi gelin şimdi yavaş yavaş zihnimizi şaşırtalım.

Belki de olmak istediğiniz sahil kasabasının deniz kenarında

“denizin mavi derinliği”, “dalgaların sesi”, “martıların size hissettirdiği özgürlük hissi” değil, o an bulunduğunuz yer her neresi ise,

kendi iç sesiniz ve kendi derinliğiniz size o özgürlük hissini,

huzurlu ve mutlu alanı yaratabilecektir.

Hem de taşınabilir bir yetenek bu.

Her arzu ettiğinde kendi

içindeki bu huzura bağlanabilmek.

Gelin şimdi bir düşünelim:

Mutluluk derecenizi düşüreceğine

inandığınız neyi yapmıyorsunuz?

Neyi sevmiyorsunuz?

Acaba tolerans, uyum, ahenk, esneklik,

sabır tutumların burada devreye sokabilir misiniz?

Ne dersiniz? Ya da dersiniz ne?

Sevgiyle Kalın,

Previous
Previous

Öz-Şefkatin Fizyolojisi /

Next
Next

Değişime açılan zihin yapısı